Tarihler 1914 yılını gösterdiğinde bir dünya harbinin kapıda olduğu aşikardı. O dönem Osmanlı idaresini elinde bulunduran İttihat ve Terakki Yönetimi bu dünya harbinde yer alacak bir saf bulmalıydı. Tarafsızlık durumu pekde mümkün gözükmediğinden Osmanlı Yöneticileri dönemin büyük devletleriyle ittifak arayışına girdiler. Bu makalede bu ittifak arayışında diğer ülkelerin Osmanlı'ya olan tutumunu ele alacağız.


     (1914 yılına gelindiğinde Osmanlı, Rus Çarlığı ve Avrupa Devletlerinin Sınırlarını Gösteren Harita)

İngilizlerin Tutumu

İngilizler ile İttihat Terakki hükümeti arasındaki ilk müttefiklik konuşması 1914'ten biraz daha geriye dayanmaktadır. 1909 Meşrutiyet'ten sonra yedi milletvekili ile Londra'ya giden Talat Paşa, İngiltere Hükümeti ile ilk konuşmayı burada yapmıştı. İngilizler bu teklife olumsuz cevap vermişti. İki sene sonra tarihler 1911'i gösterdiğinde Cavit Bey, Trablusgarp Savaşı'nda 29 Ekim'de Churchill'e ittifak için mektup yazdığında Osmanlı'ya ''Şimdilik siyasi bağlar altına giremeyiz.'' dediler. İngiltere bize karşı olan tavrını 1914'teki ittifak arayışımızda da aynı şekilde idame ettirdi. İttifak olarak yanlarında istemedikleri gibi Osmanlı'nın tarafsız kalmasına da tehditkar bir tutum gösteriyorlardı. Nitekim Edward Grey Osmanlı'ya:
''Türkler eğer tarafsız kalırsa, savaş sonrası düzenlemelerde İmparatorluklarının hiç olmazsa Asya'daki bölümünü muhafaza edebileceklerini düşünmeye, buna karşın Almanya ve Avusturya'ya yardım etmeye kalkarlarsa, Anadolu'dan toprak kaybını göze almaları durumunda kalacaklarını hesaplamalılar.''

demişti.


                                                   
                                                                      (Edward Gray)

Rusların Tutumu

Son bakanlar kurulu toplantısından sonra Mayıs ayında Rusya ile bir anlaşma yapılmasını teklif etmek üzere, Çar II. Nikola'nın Kırım Livadia'daki yazlık sarayına Osmanlı tarafından bir heyet yollandı. Heyetin başkanlığını Dahiliye Nazırı Talat Bey yapıyordu. Osmanlı'da Ruslara karşı bir ümit vardı. Londra'daki Büyük Elçi Tevfik Paşa dahi Ruslardan yana ümitli konuşmuştu:
''Osmanlı Devleti (...) öncelikle Rusya ile anlayış ortamına varmak zorundadır. Osmanlı Devleti Anadolu'daki en uzun sınırı Rusya ile paylaşıyor. Bu yüzden Rusya ile iyi ilişkiler kurmak zorundayız.''
demişti.

Rus Çarı ile görüştüğü zaman Çar, Talat Paşa'ya Türklerin Almanlara bağımlı bir konuma düşmesine Rusya olarak izin vermeyeceklerini söyledi. Ruslardan böyle bir kararlılık beklemeyen Talat Paşa: ''Ekselansları, Osmanlı Hükümeti Almanya'dan teknik yardım almak zorundadır, ama hiçbir siyasi taviz vermeme konusunda da kararlıdır. Ne var ki bu ilişkiyi başarıyla yürütebilmesi için Rusya'nın dostluğuna güvenmesi hayati önem taşımaktadır.''
diyerek Almanya hakkındaki görüşlerini sıraladı.

Bunun üzerine Çar Talat Paşa'ya, Dışişleri Bakanı Sazanov ile görüşmesini söyledi. Sazanov ise Talat Paşa ile Ertuğrul yatındaki görüşmelerinde şöyle dedi:
 ''Rusya'nın Türkiye ile ilgili siyaseti, İngiltere ve Fransa ile varılan anlaşma çerçevesinde olmuştur. Bu iki müttefikin onayı olmadan Rusya'nın Türkiye ile teke tek bir anlaşmaya varması mümkün değildir.''
Bu görüşmelerden sonra Osmanlı Hükümeti Ruslarında İngilizlerle aynı şekilde hareket edeceğini anlamıştı. İngiltere istemiyorsa, Rusya'da istemiyordur. Bu gayet belli olmuştu.

                                                                    
                                                                         (II. Nikolay)

Fransızların Tutumu

İngiltere ve Rusya'dan sonra sıra Fransa'ya gelmişti. Osmanlı ile Fransa Hükümeti arasında tarihi bir dostluk dayanışması söz konusuydu. Son dönemde yapılan Osmanlı-Fransa kredi anlaşması bu konuda iyimser olmasını söylüyordu ama bu üç devletin birlikte hareket edecekleri aşikardı. Cemal Paşa bu sıralarda İstanbul'da kurulan Türk-Fransız Derneği'nin başkanlığını yürütmekteydi. Daha yılın başlarında 24-28 Ocak 1914 tarihinde Fransız maslahatgüzarıyla görüşerek yakınlık kurma çabalarına başlamıştı. 

12 Temmuz 1914'te Fransa'ya giden, donanmanın yapacağı manevraları izlemek üzere davet edilen Bahriye Nazırı Cemal Paşa Adalar konusunda Fransız hükümetinden yardım istemeyi ve ittifak teklifinde bulunmayı planlıyordu. Bu Fransa ziyaretinde Cemal Paşa manevraları izlemiş fakat Fransa Dışişleri Bakanı Viviani ile görüşememişti. Ziyaretin dokuzuncu günü Hariciye Nezareti Siyasi İşler Müdürü M. De Margeri ile yaptığı görüşmede Cemal Paşa'ya ittifak konusunda şunları söylemişti:
''Fakat sizinle siyasi bir ittifak yapabilmemiz için müttefiklerimizin bunu onaylaması lazımdır ki olup olmayacağı şüphelidir. Bununla beraber bu defaki teklifiniz gayet açık ve ortada. Cumhurbaşkanı ile kabine başkanının Petersburg ziyaretlerinde ben de kendilerine refakat edeceğim. Görüşlerinizi müttefiklerimize ulaştırırım. Onlarla müştereken vereceğimiz karar üzerine sefirimize gerekli talimatı veririz. Şimdilik malesef Fransa hükümeti tek başına hiçbir teşebbüste bulunamaz.''

Cemal Paşa, Fransa'dan döndükten sonra yapılan bir toplantıda durumu anlattıktan sonra sözü şöyle bağlamıştı:
''Bu kadar büyük hayal kırıklığına uğrayacağımı zannetmezdim. İngiltere ve Fransa yaklaşan harpte Rusya'yı yanlarına almak için bizi feda etti.''

Fransa'da ittifak konusunda diğer devletlerden farklı bir politika izlememişti.


                                                                        (Cemal Paşa)

Almanya'nın Tutumu

18 Mayıs'ta Osmanlı'nın ittifak teklifini Almanya reddetmişti. Hatta Helmuth Moltke bir muhtırada şunları yazmıştı:
''Yakın bir tarihte Türkiye'yi Üçlü İttifak'ın veya Almanya'nın lehine hesaba katmak tamamen hatalı olarak görülmelidir.''


İttifak konusunda iyice sıkışan ve ümitsizliğe düşen devlet yöneticilerinden Said Halim Paşa 13 Temmuz 1914 tarihinde Almanya'ya ittifak teklifinde bulunmuş ama yine reddedilmişti.


Alman Dışişleri Bakanı Sagow Osmanlı Devleti ile ilgili düşüncelerini Avusturya'ya şöyle açıklamıştı:
''(...) 14 Temmuz 1914, Türkiye kötü askeri durumu dolayısıyla önümüzdeki yıllar için bir yük sayılmalıdır. Rusya'ya karşı bir iş göremez. Bundan başka ona, Almanya ve Avusturya ile birlik olmasını söylersek bize şartlar koşar. Mesela Anadolu'ya karşı yöneltilecek Rus saldırısından hiçbir surette kesin olarak Osmanlı Devleti'ni koruyamayız. Bugünkü durumuyla Türkiye ancak büyük devletler arasında oynayıp en kuvvetli ve talihli tarafa yanaşabilir. Eğer Rusya sağlam surette bize bağlı kalır ve Bulgaristan bize yanaşmak isterse, bu tabiatıyla Türkiye üzerinde tesirli olur. Ancak bana öyle geliyor ki, bu sıralarda İstanbul'a bir teklifte bulunmak lüzumsuzdur. Hatta tahmin edemeyeceğiniz karşı tekliflere de yol açacağı için zararlı bile olur.''

Daha sonra Avusturya-Macaristan Dışişleri Bakanı Kont  Leopold Berthold'ün Türkiye'nin Üçlü İttifak'a alınması için ilk teşebbüslerde bulunulmasını istedi ama Almanya bu teklifi yine reddetti.

Almanya'nın İstanbul'daki Elçisi Hans von Wangeheim, Osmanlı Devleti'yle hükümetinin ittifakına karşı olduğunu bildiren Berlin raporunu aldı. Söz konusu raporun sonunda şöyle deniyordu:
''18 Temmuz 1914, Osmanlı Devleti'nin bugün ittifaka değer bir halde olmadığı kesindir. Müttefiklerine hiçbir fayda sağlamayacağı belli olduğundan onlara yük olur.''

Kayzer II. Wilhelm tatilde olduğu dönem daha önce Osmanlı'da görev yapan ve 1839 yılında görevi biten Moltke'nin yazdığı raporu tekrardan okuma gereği duydu. Raporun özeti ise şöyleydi: 
''Dicle ve Fırat arasındaki Mezopotamya ve Filistin, Almanya'nın geleceği açısından çok sağlam yerlerdir. O halde Osmanlı Devleti, Almanya'nın yanına mutlaka çekilmelidir. Çünkü çıkması muhtemel bir savaşta Rusya'yı üzerine çekerek, Doğu Avrupa cephelerinin ferahlamasına yardım edecektir. Almanya, Osmanlı toprağı olan Süveyş Kanalı'nın denetimini ele geçirirse, İngiltere'nin sömürgelerine giden yol kapanacaktır. Bu sebeple Osmanlı Devleti ile yapılacak bir antlaşma, İtilaf Devletleri'ni İran ve Irak petrollerinden yoksun bırakacaktır. Ayrıca Almanya halifelik nüfuzundan yararlanarak İngiliz sömürgelerindeki Müslümanları da etkileyecektir.''
Kayzer bu raporu okuduktan sonra şimdilik Osmanlı Devleti'ne hayır denmemesi ve elde tutulması gerektiği kararına vardı.

Alman Dışişleri Bakanı von Sagow İstanbul'daki Alman Elçisi Wangenheim'e II. Wilhelm'in görüş ve emirlerini bildiren bir yazısını yolladı:
''İstanbul hükümetine şimdiki durumuna göre bir ittifakın söz konusu olabileceğini ve yalnız bir takım geniş güvenceler veremeyeceğimizi bildirin.''


Wangenheim, Osmanlı Devleti ile yapılacak ittifaka soğuk bakıyordu. Hatta daha bir hafta öncesinde Dışişleri Bakanı Jagow kendisine şöyle bir telgraf çekmişti:
''Türkiye'nin daha birkaç yıl süreyle zayıf askeri durumu itibariyle bir müttefik olarak işe yaramaz ve ancak bir baş ağrısı teşkil edebilir. Rusya'yla cephelerde başa çıkabilecek durumda da olmayacaktır. İster istemez bizden taleplerde bulunmaya kalkışacaktır. Türkiye'ye örneğin Ermenistan'a yönelik bir Rus saldırsına karşı kesin bir koruma da şüphesiz vermemeliyiz.''


Herşeye rağmen su götürmez bir gerçek vardı; Türkiye ortadan kalktığı gün, Almanya İtilaf'ın mahut çelik çemberi içine kesinlikle girmiş olur. Bugün kendisine güneydoğu cephesi ancak Türkiye sayesinde açıktır. Dolayısıyla bu demir çember içinde boğulmamak için tek çare Türkiye'nin parçalanmamasını sağlamaktan ibarettir.
¹⁵ Bundan dolayı Almanya, Osmanlı ittifakına mecburdu. Buda Alman-Osmanlı ittifakının yegane sebebidir.


                                        (Alman Kayzeri II. Wilhelm)

Kaynaklar;

1. İ. Paksoy, Cihan Harbi, s. 50.
2. A. Cengizer, Osmanlı'nın Son Savaşı, s. 331.
3. H. Boz, Vatan Namus İttihad, s. 220.
4. H. Boz, Vatan Namus İttihad, s. 221.
5. H. Boz, Vatan Namus İttihad, s. 221.
6. N. Alkan, İmparatorluğun Son Savaşı, s. 99.
7. Cemal Paşa, Hatırat, s. 116.
8. K. Wolf, Gelibolu 1915, s. 122.
9. A. Cengizer, Osmanlı'nın Son Savaşı, s. 370.
10. O. Akay, Hedef Gelibolu, s. 17.
11. N. Alkan, İmparatorluğun Son Savaşı, s. 25.
12. K. Arı, Birinci Dünya Savaşı Kronolojisi, s. 8.
13. K. Arı, Birinci Dünya Savaşı Kronolojisi, s. 11.
14. A. Cengizer, Osmanlı'nın Son Savaşı, s. 381.
15. A. Cengizer, Osmanlı'nın Son Savaşı, s. 365.