İstanbul’un adıyla ilgili yaygın bir yanlış kanaat, bu ismin 1453 yılında Osmanlıların şehri fethetmesinden sonra verildiği yönündedir. Oysa tarihî, filolojik ve belgesel veriler bu görüşü desteklememektedir. “İstanbul” adı, Osmanlı fethinden çok daha önce, Bizans döneminde halk arasında kullanılan bir isimdir ve kökeni Antik Yunancaya dayanmaktadır. Bu yazıda, İstanbul adının tarihsel gelişimi, etimolojisi ve yazılı kaynaklardaki kullanımı, akademik çalışmalar ışığında ele alınacaktır.

Şehrin bilinen en eski adı Byzantion’dur. Megaralı kolonistler tarafından MÖ 7. yüzyılda kurulan kent, kurucusu Byzas’ın adına atfen bu şekilde adlandırılmıştır. Roma İmparatoru I. Konstantinos’un MS 330 yılında şehri imparatorluğun başkenti ilan etmesiyle birlikte, resmî adı Nova Roma (Yeni Roma) olarak belirlenmiş, ancak bu ad günlük kullanımda yaygınlaşmamıştır. Bunun yerine şehir, imparatora izafeten Konstantinopolis (Κωνσταντινούπολις) adıyla anılmaya başlanmış ve bu ad Bizans İmparatorluğu boyunca resmî belgelerde kullanılmıştır.


1840 yılında hazırlanmış "Constantinople" haritası. 


Ancak resmî ad ile halk dili her zaman örtüşmemiştir. Bizans dünyasında Konstantinopolis için kullanılan farklı halk söyleyişleri mevcuttu. İşte “İstanbul” ismi de bu halk söyleyişlerinden doğmuştur.

Akademik literatürde kabul gören görüşe göre “İstanbul” kelimesi, Yunanca “εἰς τὴν πόλιν” (eis tēn polin) ifadesinden türemiştir. Bu ifade “şehre doğru”, “şehre gidiyorum” anlamına gelmektedir. Bizans döneminde Konstantinopolis, “şehir” denildiğinde tek başına anlaşılacak kadar merkezi bir konuma sahipti. Dolayısıyla halk arasında Konstantinopolis’e giderken “eis ten polin” denmesi yaygındı.

Zamanla bu ifade, fonetik dönüşüm geçirerek farklı biçimlerde telaffuz edilmeye başlanmıştır: istinpolin, stinpoli, stinboli ve nihayet İstanbul. Bu tür fonetik dönüşümler, özellikle Yunanca–Türkçe etkileşiminde oldukça yaygındır ve tarihsel dilbilim açısından olağan kabul edilir. Speros Vryonis, bu dönüşümü ayrıntılı biçimde ele almış ve “İstanbul” adının, Osmanlılardan önce de hem Bizans Rumları hem de Arap ve Türk yazarlar tarafından benzer biçimlerde kullanıldığını göstermiştir.

1453’ten Önce “İstanbul” Adının Yazılı Kaynaklardaki Kullanımı
İstanbul adının Osmanlı fethinden önce kullanıldığına dair en güçlü kanıtlar, Orta Çağ’a ait yazılı belgelerdir. Arap, Fars ve hatta bazı Latin kaynaklarında, Konstantinopolis için İstinbûl, İstanbûl, Stamboul gibi adların kullanıldığı görülmektedir.

Örneğin 10. yüzyıl Arap coğrafyacılarından İbn Havkal, eserinde şehri “İstinbûl” olarak zikretmektedir. Benzer şekilde Mes‘ûdî ve Mukaddesî gibi İslam coğrafyacıları da Konstantinopolis’ten bahsederken bu ismi kullanmıştır. Bu durum, “İstanbul” adının 1453’ten yüzyıllar önce, özellikle Doğu Akdeniz dünyasında yerleşmiş bir kullanım olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Bizans kaynaklarında da halk dilinde benzer söyleyişlerin bulunduğu bilinmektedir. Resmî belgelerde Konstantinopolis adı tercih edilse de, günlük konuşma dilinde “polis” (şehir) ifadesi öne çıkmış ve “şehre gitmek” anlamındaki kalıp zamanla özel isim hâline gelmiştir.

Osmanlılar, 1453’ten sonra şehri fethettiklerinde, resmî belgelerde uzun süre “Kostantiniyye” adını kullanmaya devam etmişlerdir. Osmanlı arşiv belgeleri, fermanlar ve vakfiyelerde bu ad yaygındır. Bununla birlikte halk arasında “İstanbul” adı kullanılmaya devam etmiştir.

1909'a ait İstanbul haritası


Halil İnalcık’ın da belirttiği üzere, Osmanlı yönetimi halk dilinde yerleşmiş isimleri tamamen ortadan kaldırma yoluna gitmemiştir. Aksine, İstanbul adı gündelik kullanımda, şiirde, seyahatnamelerde ve sözlü kültürde yaşamaya devam etmiştir. Evliya Çelebi’nin 17. yüzyılda kaleme aldığı Seyahatnâme’de İstanbul adının sıkça geçmesi, bu kullanımın Osmanlı toplumunda ne kadar yerleşik olduğunu göstermektedir.

Osmanlı Devleti döneminde şehir için resmî belgelerde ağırlıklı olarak “Kostantiniyye” adı kullanılmış; buna karşılık halk dilinde “İstanbul” adı yaşamaya devam etmiştir. Cumhuriyet’in kuruluşuyla birlikte, bu ikili yapı ortadan kaldırılmak istenmiştir.

1930 yılında alınan kararın doğrudan tetikleyicisi, posta ve telgraf hizmetlerinde yaşanan uluslararası karışıklıklardır. Özellikle yabancı ülkelerden gönderilen mektupların bir kısmı “Constantinople” adına gönderilmekte, bu durum yeni kurulan Cumhuriyet’in idarî sisteminde belirsizlik yaratmaktaydı. Bu nedenle Türkiye Cumhuriyeti hükümeti, şehir adlarının tek ve resmî bir biçimde kullanılmasını hedeflemiştir.

Bu çerçevede, 26 Mart 1930 tarihli ve 1780 sayılı “Posta Kanunu” sonrasında, Türkiye Posta İdaresi yabancı ülkelere resmî bir bildirimde bulunmuştur. Bildirimde, “Constantinople” ve benzeri adlarla gönderilen posta gönderilerinin kabul edilmeyeceği, şehrin resmî adının “İstanbul” olduğu açıkça belirtilmiştir. Bu karar, özellikle uluslararası yazışmalarda birlik sağlama amacını taşımaktadır.

Bu sürecin aynı zamanda dil politikalarıyla da bağlantılı olduğu görülmektedir. Cumhuriyet’in erken döneminde, yer adlarının Türkçeleştirilmesi ve halk arasında zaten kullanılan isimlerin resmîleştirilmesi, devlet politikası hâline gelmiştir. İstanbul örneğinde dikkat çekici olan husus, tamamen yeni bir isim benimsenmemiş; aksine, yüzyıllardır kullanılan bir halk adının resmî statüye kavuşturulmuş olmasıdır.

Kullanılan Kaynaklar

1. Speros Vryonis Jr., The Decline of Medieval Hellenism in Asia Minor, University of California Press, s. 24–27
2. Oxford Dictionary of Byzantium, ed. Alexander P. Kazhdan, Oxford University Press, Cilt 2, s. 1000–1001
3. Raymond Janin, Constantinople Byzantine, Institut Français d’Études Byzantines, s. 15–18
4. İbn Havkal, Suretü’l-Arz, s. 168–169
5. Halil İnalcık, İstanbul Tarihi Araştırmaları, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, s. 32–35
6. Türkiye Cumhuriyeti Resmî Gazete, 26 Mart 1930, Posta Kanunu 
7. Stanford J. Shaw, History of the Ottoman Empire and Modern Turkey, Cambridge University Press, Cilt 2, s. 280–282