Venezuela’nın son yirmi yılı, demokratik seçimlerle iktidara gelen bir hareketin, zamanla nasıl kapalı ve otoriter bir yönetime dönüştüğünü gösteren çarpıcı bir örnektir. Nicolás Maduro’nun devlet başkanlığına yükselişi ise ne yalnızca bireysel bir siyasi başarı ne de tesadüfi bir iktidar değişimidir. Bu süreç, Hugo Chávez döneminde inşa edilen siyasal yapının, Chávez sonrası dönemde aldığı yeni ve daha sert bir biçimin sonucudur.

Nicolás Maduro   



Hugo Chávez, 1999’dan itibaren Venezuela siyasetini kişisel liderliği etrafında yeniden şekillendirmişti. Devlet kurumları, ordu, yargı ve medya giderek Chávez’in siyasi çizgisine bağımlı hale geldi. Bu durum, Chávez’in 2011’de hastalığını açıklamasıyla birlikte ciddi bir sorun yarattı: Sistem güçlüydü ama lider olmadan işleyemezdi.

Chávez, bu boşluğu önlemek için halefini açıkça işaret etti. Nicolás Maduro’nun 2012’de devlet başkan yardımcılığına getirilmesi, bir geçiş sürecinin başlangıcıydı. Maduro, Chávez’e ideolojik olarak en sadık isimlerden biriydi ve özellikle Küba ile kurduğu ilişkiler nedeniyle “devrimin güvenilir adamı” olarak görülüyordu.

Nicolás Maduro’nun Profili: Neden O?

Maduro’nun Chávez tarafından seçilmesinin nedeni karizma ya da halk desteği değildi. Aksine, Maduro’nun gücü çatışmasızlığında yatıyordu. Orduyla kavga etmeyen, parti içi dengeleri zorlamayan ve Chávez’in mirasını sorgulamayan bir figürdü. Richard Gott’un da belirttiği gibi Chávez, sistemin devamı için kontrol edilebilir bir halef arıyordu. Maduro bu tanıma tam olarak uyuyordu.

Chávez’in ölümünden sonra yapılan 14 Nisan 2013 seçimleri, Maduro’nun resmen iktidara geliş anıdır. Ancak bu seçim, Venezuela tarihinin en tartışmalı seçimlerinden biri olarak kayda geçti. Oy farkı son derece düşüktü ve muhalefet sonuçlara itiraz etti. Seçim hukuken geçerliydi; fakat siyasal açıdan sorunluydu. Devlet medyasının tek taraflı kullanımı, kamu kaynaklarının iktidar lehine seferber edilmesi ve muhalefet üzerindeki baskılar, Maduro’nun daha ilk günden zayıf bir meşruiyetle göreve başladığını gösteriyordu.

Maduro’nun otoriterleşmesi ani değil, kademeli oldu. İlk yıllarda Chávez’in dilini ve sembollerini kullandı; ancak ekonomik kriz derinleştikçe yöntemler sertleşti. 2014 yılında petrol fiyatlarının düşmesiyle birlikte Venezuela’da hiperenflasyon, kıtlık ve göç başladı. Bu durum, iktidara yönelik toplumsal desteği hızla eritti. 2015 Muhalefetin Ulusal Meclis seçimlerini kazanması, Maduro için bir dönüm noktasıydı. Bu sonuç, iktidarın sandık yoluyla sınırlandırılabileceğini gösterdi.Yüksek Mahkeme kararlarıyla Meclis’in yetkilerinin askıya alınması, Maduro’nun artık iktidarı seçimle paylaşmak istemediğini açıkça ortaya koydu.

Bu aşamadan sonra Maduro, demokratik liderlikten uzaklaşıp otoriter yönetime yöneldi. 2017’de kurulan Kurucu Meclis, Maduro’nun diktatörleşme sürecinin simgesidir. Bu yapı, halk oylaması olmadan oluşturuldu ve fiilen tüm yasama yetkilerini devraldı. Uluslararası gözlemciler ve insan hakları örgütleri bu dönemde keyfi tutuklamalar, muhaliflerin susturulması, basın özgürlüğünün ortadan kalkması gibi uygulamaları sistematik hale gelmiş otoriterlik olarak tanımladı.

2018 seçimleri ise muhalefetin büyük ölçüde boykot ettiği, rekabetçi olmayan bir süreçti. Bu noktadan sonra Maduro, uluslararası alanda “seçilmiş başkan” değil, “iktidarı zorla sürdüren lider” olarak anılmaya başladı.

Maduro Bugün

Nicolás Maduro'nun uluslararası hukuk açısından durumu son derece tartışmalıdır. ABD, 2020 yılında Maduro’yu uyuşturucu kaçakçılığı, terör örgütleriyle iş birliği ve yolsuzluk suçlamalarıyla resmen itham etti.

Maduro için 26 Mart 2020'de yayınlanan ödül afişi   

2024’teki son başkanlık seçimini de tartışmalı biçimde kazandığını açıklaması, zaten meşruiyet kaybı yaşayan bir lider için kırılma noktası oldu. Devlet kontrolündeki kurumlar ve güvenlik güçleri iktidarı korurken muhalefet, sonuçların hileli olduğunu ileri sürerek hem yurt içinde hem de uluslararası arenada tepki gösterdi. İşte bu zeminde, Maduro’nun yönetimi, artık sadece Venezuela’da değil, dış dünyada da meşruiyet krizi ile tanımlanmaya başladı.

2025 sonlarına doğru ABD hükümeti Maduro’ya yönelik suçlamalarını somutlaştırdı ve uyuşturucu kaçakçılığı, narco-terörizm ve silah kaçakçılığı gibi ciddi iddialarla bir dava açtı. Bir yıldan fazla süreyle yürütülen bu süreçte Washington, Maduro’nun “uluslararası bir suçlu” olarak aranması için ödül miktarını yükseltti ve diplomatik baskıyı artırdı.

2026’nın başında ABD’nin Caracas’taki geniş kapsamlı askeri operasyonu ile Maduro ve eşi Cilia Flores ABD güçleri tarafından yakalandı, ülke dışına çıkarıldı ve New York’a getirildi. Bu operasyon hem Venezuelalıların hem de dünya kamuoyunun algısında yankı yarattı; ABD, Maduro’yu Brooklyn’deki Metropolitan Detention Center gibi bir federal gözetim merkezine yerleştirdi ve federal narcotics suçlamalarıyla Manhattan’da hâkim karşısına çıkması planlanıyor. 

Bu gelişme, demokratik meşruiyetin ötesinde, uluslararası hukukun sınırlarını tartışmaya açtı. Bazı hukuk çevreleri ABD’nin bu hamlesini uluslararası hukuka aykırı bulurken, ABD yönetimi Maduro’nun “uluslararası bir suç örgütü başı” olduğunu savunuyor. Ayrıca operasyon bölge ülkeleri, büyük güç aktörleri ve uluslararası kurumlar arasında diplomatik sürtüşmeye yol açtı. 

Maduro yakalandıktan sonra


Maduro resmî kaynaklara göre ABD gözetimi altında tutulmakta ve federal suçlamalarla yargılanmayı beklemektedir.


Kullanılan Kaynaklar

Richard Gott, Hugo Chávez and the Bolivarian Revolution, Verso Books,  s. 208, s. 212

Javier Corrales & Michael Penfold, Dragon in the Tropics, Brookings Institution Press, s. 96, s. 101

BBC – Nicolás Maduro profile

Encyclopaedia Britannica – Nicolás Maduro

U.S. Department of Justice – Maduro Indictment (2020)

Council on For – Relations – Venezuela Crisis

Reuters – Maduro set to appear in US court to face narco-terrorism charges