Tarih yazıcılığında devletlerin isimlendirilmesi, genellikle o devlet yıkıldıktan çok sonra, tarihçilerin sınıflandırma kolaylığı sağlamak amacıyla yaptıkları bir eylemdir. "Bizans" isminin Doğu Roma vatandaşları tarafından hiç kullanılmaması gibi, bugün bizim "Timurlular" veya "Timurlu Devleti" olarak adlandırdığımız büyük imparatorluk da kendi çağında bu isimle anılmıyordu. 1370 yılında Emir Timur’un Belh Kurultayı ile iktidarı ele geçirmesinden 1507’de Herat’ın düşüşüne kadar süren bu siyasi yapının "gerçek" ismini aramak, aslında Orta Asya Türk-Moğol devlet geleneğinin, İslam siyaset teorisinin ve hanedan kimliğinin derinliklerine inmek demektir. Bu devletin ismi tek bir kelimeye indirgenemez; zira bu yapı, Cengiz Han mirası, Türk-İslam geleneği ve Emir Timur’un şahsi karizması (karizmatik otorite) üzerine inşa edilmiş çok katmanlı bir kimliğe sahipti.

Katalan Atlası'na göre Timurlu bayrağı 


Çağatay Ulusu’nun Devamı

Timur’un kurduğu yapının hukuki ve resmiyetteki ilk ismi, aslında "Çağatay Ulusu"nun devamıdır. Timur, Cengiz Han soyundan gelmediği için dönemin geçerli anayasası olan "Yasa" gereği kendisini "Han" veya "Hakan" olarak ilan edemezdi. Bu unvan, yalnızca Cengiz Han’ın soyuna (Altın Soy) mensup kişilere aitti. Bu nedenle Timur, hayatı boyunca devletin resmi hükümdarı olarak Cengiz soyundan gelen "kukla hanları" tahta oturtmuştur.

Timur’un 1370’te tahta çıkardığı Suyurgatmış Han ve onun ölümünden sonra yerine geçen oğlu Sultan Mahmud Han, devletin "de jure" (hukuki) hükümdarlarıydı. Para (sikke) bu hanlar adına basılır ve hutbe önce onların adına okunurdu. Bu perspektiften bakıldığında, devletin resmiyetteki adı hâlâ "Çağatay Hanlığı" veya "Çağatay Ulusu" idi. Timur ise bu devletin başkomutanı, yani "Emir"i (Emir-i Kebir / Büyük Emir) olarak yönetimi fiilen elinde tutuyordu. Timur’un mühürlerinde ve fermanlarında kullandığı unvanlar da bu durumu doğrular niteliktedir. O, kendisini "Emir Timur" veya "Timur Gürgan" olarak tanıtmıştır. Dolayısıyla devletin, kurucusunun sağlığındaki birincil kimliği, Cengiz Han’ın oğlu Çağatay’ın mirasının, Barlas boyu lideri tarafından yeniden ihya edilmesi şeklindeydi.

Devletin isimlendirilmesinde en belirleyici ve ayırt edici sıfatlardan biri "Gürkan" (Küregen) unvanıdır. Timur, Cengiz Han soyundan gelmediği için bu eksikliği, Cengiz soyundan gelen prenseslerle evlenerek kapatma yoluna gitmiştir. 1370 yılında Emir Hüseyin’i bertaraf ettikten sonra, onun hareminde bulunan Kazan Han’ın kızı Saray Mülk Hanım’ı nikâhına almıştır. Bu evlilik, Timur’a "Han Damadı" anlamına gelen "Küregen" (Farsça kaynaklarda Gürgan) unvanını kazandırmıştır.

Bu unvan o kadar prestijli ve meşruiyet sağlayıcıydı ki, Timur’un soyundan gelenler (özellikle Hindistan’da Babürlüler olarak bildiğimiz kol) kendilerini "Gürkaniyan" (Gürkanlılar) olarak tanımlamışlardır. Eğer bu devlete bir hanedan ismi verilecekse, dönemin terminolojisine en uygun isimlerden biri "Gürkanlılar Devleti"dir. Bu isim, devletin Cengiz Han mirasıyla olan kan bağını (damatlık yoluyla da olsa) ve bu mirasın siyasi meşruiyet aracı olarak kullanımını simgeler. Timur, sadece bir askeri lider değil, aynı zamanda Cengiz Han’ın "yasa"sını uygulayan ve onun evine damat girmiş bir "Küregen" olarak devletini yönetmiştir.

"Turan" Sultanlığı: Coğrafi ve Siyasi İsimlendirme

Timur’un devletine verdiği veya yakıştırdığı bir diğer önemli isim, coğrafi ve siyasi bir terim olan "Turan"dır. Timur, kendisini İran’ın ve İslam dünyasının koruyucusu olarak görmekle birlikte, köklerinin bulunduğu Orta Asya bozkır kültürünü temsil eden "Turan" kavramını da sahiplenmiştir.

Bunun en somut kanıtı, Timur’un 1391 yılında Toktamış üzerine çıktığı sefer sırasında, bugünkü Kazakistan sınırları içindeki Uludağ (Altınçuku) mevkiine diktirdiği kitabedir. Bu kitabede Timur, kendisinden "Turan Sultanı" olarak bahsetmektedir. Kitabenin Türkçe metninde, "Yedi yüz doksan üç, koyun yılında, yazın ara ayında Turan Sultanı Timur Bey, üç yüz bin çerik ile İslam için Toktamış Han üzerine yürüdü..." ifadesi yer alır.

Buradaki "Turan Sultanı" ifadesi, devletin resmi isminden ziyade, Timur’un hükmettiği coğrafyanın ve temsil ettiği Türk-Moğol geleneğinin bir yansımasıdır. "Turan", İran (Fars) kültürünün karşısında duran, Ceyhun nehrinin ötesindeki Türk ve Moğol halklarının yaşadığı coğrafyayı temsil eder. Timur, İran’ı ve batıyı fethetmiş olsa da, kimliğini ve devletinin merkezini "Turan"da, yani Semerkant’ta tutmuştur. Bu bağlamda devletin jeopolitik ismi "Turan Devleti" veya "Turan Emirliği" olarak da nitelendirilebilir.

Timur’un şahsıyla özdeşleşen ve devletin karakterini belirleyen bir diğer unvan "Sahipkıran"dır. Kelime anlamı olarak "uğurlu yıldızların birleştiği zamanda doğan" veya "güç ve talih sahibi hükümdar" anlamına gelen bu unvan, Timur’un yenilmezliğini ve ilahi bir desteğe sahip olduğu inancını simgeler.

Dönemin vakanüvisleri (tarih yazarları), devletten bahsederken sık sık "Hazret-i Sahipkıran'ın Memleketleri" veya "Devlet-i Sahipkıran" gibi ifadeler kullanmışlardır. Bu, modern anlamda bir devlet isminden çok, mülkün sahibinin kim olduğunu belirten bir aidiyet ifadesidir. Orta Çağ İslam devletlerinde "devlet", soyut bir tüzel kişilikten ziyade, hanedanın veya hükümdarın şahsında somutlaşan bir "talih" veya "iktidar nöbeti" anlamına geliyordu. Dolayısıyla devletin ismi, doğrudan hükümdarın unvanıyla eşdeğerdi.

Timur Sonrası Dönüşüm

Timur’un ölümüyle birlikte devletin niteliğinde ve isimlendirilmesinde bir dönüşüm yaşanmıştır. Timur, Cengiz yasasına sıkı sıkıya bağlı kalarak "Emir" unvanıyla yetinmişken, oğlu Şahruh ve torunu Uluğ Bey döneminde İslami unvanlar ön plana çıkmaya başlamıştır. Özellikle Şahruh, şeriatı yasadan üstün tutan politikalarıyla "Sultan" ve "Padişah" unvanlarını kullanmış, "Hakan" (Cengiz soyundan gelen kukla han) geleneğini fiilen sonlandırmasa da sembolikleştirerek etkisizleştirmiştir.

Şahruh döneminde devlet, "Devlet-i Şahruhî" veya daha genel bir ifadeyle "Al-i Timur" (Timur Hanedanı) olarak anılmaya başlanmıştır. Uluğ Bey’in paralarında "Sultan" unvanı görülürken, Ebu Said ve Hüseyin Baykara dönemlerinde "Sultan" ve "Hakan" unvanları, Cengiz soyuna mensubiyet şartı aranmaksızın Timurlu hükümdarları tarafından bizzat kullanılmıştır. Bu dönemde devlet, bir "Çağatay Emiri"nin yönetiminden, tam teşekküllü bir "Timurlu Sultanlığı"na dönüşmüştür.

Ebu Said döneminde, devletin bir "Türkmen-Timurlu" rekabeti içine girmesiyle, Timurlular kendilerini "Çağatay" olarak da tanımlamışlardır. Bu, etnik bir kimlikten öte, askeri ve siyasi bir sınıfı ifade ediyordu. Akkoyunlu ve Karakoyunlu "Türkmenlerine" karşı, yerleşik düzeni, yüksek kültürü ve Cengiz-Timur geleneğini temsil eden "Çağataylılar" ayrımı belirginleşmiştir.

Kaynaklar

Ensar Macit, Timurlular (1370-1507), Selenge Yayınları, 2021, s. 14, 17, 88, 116.

İsmail Aka, Timur ve Devleti, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2000, 

s. 7, 17, 38, 106-107.